doruk performans enstitü Eğitim - Yönetim - Danışmanlık

Kelimeler notalara benzer. Doğru Kullanıldığında, ustanın ağzında bir şahesere dönüşür...

Turgay Biçer
Bizi Takip Edin
0216 386 79 53
Makale Detay » Verdiğimiz Zarar İçin

Verdiğimiz Zarar İçin

Prof. Dr. Turgay Biçer

Tarihi : 12.01.2014

Yıllar önce duyarlık göstergesi olarak inşaatlarda “çevreye verdiğimiz Zarar İçin özür Dileriz” tabelalarını görünce mutlu olmuş; ”nihayet insana değer verilmeye başlandı” demiştim. Sonradan her yeni inşaat sahasının yanına böyle tabelalar asıldı ve bir anlamda  “topluma saygı işareti olarak” – ya da biz öyle kabul ettik- benimsenmeye başlandı..
Yaz kış demeden ve her hava durumunda sabahları erken kalkıp bir saat yürümeyi alışkanlık haline getirmiş bir arkadaşınızı olarak gene bir sabah yürüyüşünde Ataşehir’de şimdi Finans merkezi olacak yerden yeni gökdelenlerin yapılacağı yerlerde bu tür özür tabelasını görünce, birden bu tabelada yazan yazılarda daha önce görmediğim başka şeyler görmeye başladım ve donup kaldım..
Ne diyor bu tabelalar “çevreye verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz” altında da bilmem ne şirketinin adı var. Buradaki yazılara yakını görme sorunu olan biri gibi bakarsak belki hiçbir şey anlaşılamayabilir, birçoğumuzun yaptığı gibi. Ama bir durup burada yazanlara farklı bir açıdan ve resmin bütününü görmeye başladığımızda belki sizlerde tehlikenin hangi boyutlara geldiğini fark edebilirsiniz aynı benim gibi.. Hadi gelin ve ne anladığımı ve neden ürperdiğimi anlatayım size..
“Çevreye verdiğimiz geçici rahatsızlık” derken, “şimdilik buraya bu gökdelenleri dikeceğiz ve gör bak yakında senin her sabah yürüdüğün bu yerlere öyle şeyler yapacağız ki; aklın bile şaşacak. Buralarda kuşlar göç zamanlarda bile uğrayamayacak. Buralardaki bitkileri yok edeceğiz. Sen ve başka insanlar başka yerlerde yürüyeceksiniz; Her yeri beğenmediğin beton binalarla dolduracağız ve bunları da milyonlarca liralara satacağız” sen, çevrede yaşayan ve canlı olan her şey umurumuzda değilsin” anlamaya başladım…
Bu tabelalar artık benim için o kadar masum değil. Betona teslim olmuş bir İstanbul bizim gerçeğimiz. Semt sahaları yok, yürüyüş yolları yok, bisiklet alanları yok, bahçeler, ağaçlar, bostanlar, bahçeler yok. Bostancı yaklaşık sekiz yıl yaşamama rağmen orada bostan da yok. Var olanları vahşi bir şekilde yok etmek şöyle dursun, İnsanlar başta olmak üzere tüm canlılardan alay edercesine bu tabelalar canımı sıkmaya başladılar…
Tabii ki yeni yerleşim alanlarına gereksinimlerimizi var. Modern okullar, evler, dükkânlar ve yaşam alanları yapılmalı. Buna kimsenin itirazı olamaz, olmamalıdır da. Ama yurtdışına çıkıp o modern kentlerde yeşilin nasıl korunduğunu, parkları, bahçeleri, tarihi mimarinin korunduğunu, intizamı, kuralları gördükten sonra insan “neden bizlerde de bunlar yok” diye doğal olarak merak etmeye başlıyor…
Çocukların oyun alanlarını ellerinden alınırsa onları internette oyun oynamaya başlayacak;  sağlıksız bir çocukluk geçirecekler. Enerjisini ve çocukluğunu yeterince yaşayamayan ve hormonlu gıdalarla beslenen çocuklar doğal olarak “hiperaktif” olarak damgalanacak ve ilaçlarla onlara çare(!) aramaya başlayacağız. Ve kısır döngü böyle sürüp gidecek..
Herhalde bu tabelaları sizde farklı anlamaya başlayacaksınız bu yazıdan sonra ve belki de sizler de nerede yanlış yaptığımızı konusunda derin derin düşünmeye başlayacaksınız… Ve kimbilir bir yerden başlama gayreti sizin içinizde belirmeye başlayacak aynı benim bu yazıları yazdığım gibi…