doruk performans enstitü Eğitim - Yönetim - Danışmanlık

Karanlığa Sövme Bir Işık Yak...

Konfüçyus
Bizi Takip Edin
0216 386 79 53
Makale Detay » Spor Kültürü

Spor Kültürü

Prof. Dr. Turgay Biçer

Tarihi : 09.10.2017

Üzerinde bu kadar konuşulup, tartışılıp ve bir o kadar da anlaşılamayan spor ve spor kültürü kavramlarını bu makalenin sınırlılıkları içerisinde başka bir gözle açıklamaya çalışarak bir nebze de olsa netleştirelim.

Spor etimilojik olarak Fransızca’da “despart” “despoter” dinlenme; İngilizce’de “sport” eğlence, oyalanma, şaka, zevklenme; Latince’de “despotlare” ayırtmak, dağıtmak, eğlenmek anlamına gelmektedir. “spaund” kelimesi eski Ghotca’daki İncil çevirisinde (ulfila’nın çevrisi) savaş oyunu anlamına gelmektedir. Diem ise Fransızca’daki “depart” kelimesinin limanda anlamına işaret ederek bu kelimenin denizcilik dilinde aynı zamanda eğlence ve fiziksel hareketler anlamına geldiği açıklanmıştır.

 Modern spor kavramını Alman Düşünür Carl Diem, “değeri olan ciddiye alınan, gayret ve sebatla yapılan, tam kurallı, standartlaşıp, düzeltilmiş, yüksek performans çabasında olan bir oyundur” şeklinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla Diem bilinçli zihinsel olayları da spor kavramına dahil etmiştir. Schifter sporu, “spordan kazanç sağlamak amacında olmayan her türlü fiziki hareketler “ olarak ele alarak sporda profesyonelliği kabul etmeyerek sadece sporun amatör yanıyla ilgilenmiştir. Büyük spor sözlüğü ise sporu, “ müsabaka şeklinde yapılan vücut egzersizleri olarak tanımlar.” Kimi sosyologlara göre de spor, “ bir kültür özelliği taşır ve bir değer ölçüsüdür.” Felsefeciler ise sporu sadece eğlenmek için yapılan etkinlikler” olarak tanımlar ve eğlenme dışındaki diğer kazançları yabancılaşma kavramı içinde değerlendirirler.

 Bazı spor bilimciler, yeni sporu, “zihinsel ve ruhsal güçlerin beraber kullanımı ve bir taraftan başarı, diğer taraftan dinlenme ve eğlence amacına ulaşmak için yapılan aktiviteler” olarak tanımlar. Modern olimpiyatların kurucusu Pierre de Coubertin ise spora  yeni bir bakış getirmiş, “mükemmel insan (kaloskogathos) kavramını ortaya atmıştır.” Spor Olimpizm sembolü altında eğitsel ve pedagojik maçlar taşır. Sistem olarak ne bir din, ne bir sosyal doktrin, ne de bir ekonomik sistemdir. Olimpizm bir ruh, yaşam tarzı, insanlık görüşü, asalet, ahlak ve çıkarsız bir idealdir.

 Bu tanımlamalardan yola çıkarak sporu bugünkü çerçevesi ile: “Bireyin doğal çevresini beşeri çevre haline getirirken elde ettiği yetenekleri belirli kurallar altında araçlı ya da araçsız bireysel ya da toplu olarak boş zaman faaliyeti kavramı içinde ve tam zamanını alacak şekilde meslekleştirerek yaptığı, sosyalleştirici, toplumla bütünleştirici, ruh ve fiziği geliştiren, rekabetçi, dayanışmacı bir sosyo-kültürel olgu” olarak tanımlayabiliriz. Yukarıdaki tanımdan yola çıkarak sporcu, “belirli kurallar altında bireysel ya da toplu olarak spora katılan ve yaptığı işten maddi ve manevi kazanç elde eden sporun aktif elemanı” olarak tanımlanır.

 Herkes spora katılsa da herkes tam anlamıyla sporcu sayılmaz zira sporun amatör yani zevk ve uğraşı olarak yapanlarla maddi kazanç sağlamaya yönelik iş yapan birey veya takımlardan ayırmak gerekir. Kim nasıl spor yapıyorsa yapsın yukarıdaki tanımlardan yola çıkarak kimse spor ve sporun değerlerine kendine göre anlam veremez ve farklı anlamlar yükleyerek istediği gibi kullanamaz.

 Kültür, ekin, hars ise kültürün diğer adlarıdır; “bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi her şey” olarak kısaca tanımlanır; geçmiş ve gelecek doğrultusunda var olmaya; yenilenerek, değişerek gelişimine devam eder.

 Bu açıklamalardan yola çıkarsak  spor kültürü, erdemi öne çıkaran, insanlığı yücelten ve geliştiren, bilge olmaya teşvik eden, değerlerini koruyan ve yücelten, insanı geliştiren ve onurlandırılan, ilke merkezli, kurallar içinde yarışmayı öne çıkaran, insanı kendine, çevresine ve başkalarına zarar vermekten alıkoyan, haz ve eğlence yönüyle neşe verici, birleştirici, ahlaki boyutuyla yüceltici, eşitlikçi, paylaşıcı, rakibi düşman değil paydaş gören, kucaklayıcı, kendi sınırlarını aşmayı telkin eden, mücadele ruhu kazandıran, her türlü sonucu kabul etmeyi erdem sayan onurlu, haksızlığı, aldatmayı, eşitsizliği reddeden bir değerler bütünü olmasının yanı sıra ekonomik girdiler sağlayan ve kişilere yeni iş imkanları sunan ekonomik yönüyle refah getiren bir olgudur.  Eğitsel yönüyle, insana sınırlarını ve nerde durmasını öğretir. Onu sağlıklı, dinç, duru, sırım gibi olmasını sağlayan ve yaşam boyu ona arkadaşlık eden, zararlı alışkanlıklardan koruyan muhteşem bir olgudur spor.

 Spor, insanı küçülten, değerleri aşağılayan, kazanmaya hapsedip onun gözünü kör eden, başkalarını ezmeyi, küçültmeyi maarifet sanan, sporu futbola ve sadece seyirci olmaya indirgeyen, kazanmayı tek var oluş ölçüsü sanan bir olgu hiç ama hiç değildir…

 Spor Kültürünün birinci ve temel değeri spora aktif katılımdır; yani herkes bir şekilde bir veya birden çok spor yapmalıdır sporcu olmasa da. İkinci temel değeri ise sporu ve sporun değeri olan her şeyi korumak ve geliştirmektir. Üçüncü değeri ise namuslu, dürüst, adil, sevecen ve insan odaklı olmaktır. Gerisi ise arkadan gelecektir…

 Yukarıdaki değerlerden birisi bile yoksa spor kültüründen bahsedilmez. Sporu yöneten, sporun aktif elamanı olan sporcular, antrenörler, sporu seven ve seyreden veya taraftar olan herkes yukarıda ki değerleri yaşamlarının temel değerleri olarak kabul etmek zorundadır…

 Kabul etmediklerinde ise neler olduğunu ve neler yaşandığını görebiliyor ve tanık olabiliyorsunuz etrafınızda… Kimse fayda sağlayamıyor…

 

Prof. Dr. Turgay Biçer 08 Ekim 2017