doruk performans enstitü Eğitim - Yönetim - Danışmanlık

Karanlığa Sövme Bir Işık Yak...

Konfüçyus
Bizi Takip Edin
0216 386 79 53
Makale Detay » -mış Olalım

-mış Olalım

Prof. Dr. Turgay Biçer

Tarihi : 11.12.2013

Toplumsal hayatımızı şöyle bir gözden geçirdiğimizde, öyle şeyler vardır ki aslında, yapmasak ta önemlidir ama sırf birilerini mutlu etme adına yapmak zorunda kalırız. Önceleri bizi üzmez yaptıklarımız ama sonraları öyle alışkanlık ve hatta zorlamalar haline gelir ki işte o zaman mutsuzluk engellerini boşu boşuna yaratmış oluruz…

İçi boş ve bir o kadar sabun köpüğü olan ama bizleri derinden etkileyen unsurlardan biri “ – mış olalım” tuzağıdır. Adı da üstünde “– mış olalım”, “yapalım, yapmak istiyorum, yapmalıyım” değil, - mış olalım…

Yaşamak istiyorsunuz ama yaşayamıyoruz hadi yaşamış olalım, çalışmak istemiyoruz ama hadi çalışmış olalım, birilerini sevmiyoruz ama hadi sevmiş olalım, merhaba demek istemiyoruz ama hadi merhaba diyelim…  Neler hissettiğimizi söylemek istemiyoruz ama hadi söylemiş olalım… Bu satırlar böyle uzayıp gidebilir…

Düşünce tartışmasında –mış kalıbı bazen “ düşünce üretme sürecinde geleceği oluşturma adına faydalı olabilir esneklik kazanmak için. Ama yarı gönülüz ve hatta başkalarını mutlu etmeye odaklanırken kendimizi yok saymaya yönelik bu davranış, bir süre sonra öyle bir yaşamsal açmaz haline gelir ki, işte o zaman insan kendi içinde büyük sorunlar yaşamaya başlar.

Aslında bu –mış tuzağından “ mış olmasak ne olurdu”  sorusuyla kurtulabiliriz. Merhaba demesek, sevmesek, gitmezsek ne olurdu” diye sorsak, yanıtımız “ bir şey olmaz, önemli değil, yapmasak ta olur vs “ gibiyse kafesinin kapısı sonuna kadar açılmış olur. Sonrası ise uçup gitmek, tabi uçabilen ve bu cesarete sahip olabilen için.

Biz, kimseyi mutlu etmek için gelmedik bu dünyaya. Kendini mutsuz edip, yok sayıp, güdük bırakıp, başkalarını mutlu edebilen yoktur. Önce kendi içinde barışı sağlamadan, kendini mutlu ve tam yapmadan kimse başkalarını mutlu edemez.  Biz ne kadar çalışırsak çalışalım;  karşımızdaki kişiler de mutlu olmayı istemezse kimse onları mutlu edemez; herkesi mutlu edecek bu güce kimse sahip değildir ve kimse kimsenin birinci derecede mutluluğundan sorumlu değildir; kutsal anne çocuk ilişkisi dışında…

Öncelikle kişi kendi almalı kendi yaşamının mutluluğunun ve diğer isteklerinin. Önce “ben” diyebilmeli “bencil”liğe kaçmadan.  Birisini, özellikle mutlu etmek için değil ama biz istediğimiz, mutlu olduğumuz için paylaşmalıyız mutluluğumuzu veya başarımızı.  Bir şeyi yapmış, söylemiş, denemiş, veya sevmiş olmak için değil, gerçekten yapmaya çalışalım ne yaparsak… yanlışlar ve hatalar olabilir sonunda ama kendimizi verelim. Bunlar bizim deneme yanılmalarımızdır ama gerçekten kalpten isteyelim; mümkün olduğu kadar kendimiz olalım… - mış olmasın, sadece yapalım “kalpten…”

Parola Dergisi, 28 Ekim 2013